Sonuçlar Ansiklopedi (2385)
3 Sonuç
SIRALA
  1. En iyi cevaplar
  2. En yeni
Yaz Topluluğa Sor
Sözlük
şiir
isim, edebiyat Arapça şiʿr
1. isim, edebiyat Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım, koşuk
2. Düş gücüne, hayale, imgeye, gönle seslenen, anı, duygu, coşku uyandıran, etkileyen şey
Sonuçlar
Şiir, kelime anlamına bakıldığında edebiyat ta büyük bir yer tutan türdür. Ama duygusalığına bakıldığında, o işte herkese farklıdır. Kimine göre aşkı, kimine göre, acıyı, kimine göre sevgiyi vs. Yani şiirin anlamı herkesde farklıdır. Bana göre şiir haykırışı temsil eder. Sustuğun onca şeyi kelimlere boşaltmaktır şiir.
Havva - 18 May 2022 (21:44)
Havva - 18 May 2022 (21:44)

  • Anonim
Cevap yazmak için oturum aç
Yanıtla
Doğrulanmış Veri
Şiir duygularımızı imgeler halinde, benzetmelere başvurarak anlatmanın yoludur. Fakat kendi içinde kuralları bulunan şiiri yazabilmekten çok özgünlüğü ve kalıcılığı yakalayabilmektir aslolan.
Sylviawirginia99 - 18 May 2022 (21:59)
Sylviawirginia99 - 18 May 2022 (21:59)

  • Anonim
Cevap yazmak için oturum aç
Yanıtla
Doğrulanmış Veri
Şiir edebiyat türleri içerisindeki en eski örneklerdir. Birçok farklı çeşidi bulunmakla birlikte belirli bir ritim ve kendine özgü söyleyişi bulundurmaktadır.
egerenkul1 - 19 May 2022 (11:21)
egerenkul1 - 19 May 2022 (11:21)

  • Anonim
Cevap yazmak için oturum aç
Yanıtla
Doğrulanmış Veri
Ansiklopedi
Şiir
Belirli bir konu ve bir üsluba sahip yazı türlerine şiir denmektedir. Türlerine göre farklılık gösterdiği gibi kimin de ayrılık kimisinde aşk, hasret, özlem, ayrılık ve gurbet gibi konular bulunmaktadır. Bazılarında bilgi amaçlı yazılmış iken bir çoğunda birini eleştirmek üzerine yazıldığı da görülebilmektedir.

Yazıların hangi konuya göre sıralandığı şiir türlerini ortaya çıkarmıştır. Edebiyat türleri arasında en eski olarak bulunan yazı türü şiir olmaktadır. Şimdiye kadar birçok farklı kişi tarafından şiirin tanımı yapilmistir. Fakat bu açıklamalar kişiden kişiye ve çağdan çağa değişme göstererek kesin bir özellik olarak ortaya çıkmamaktadır. Genel olarak şiirde öznel nitelikteki duygular ağır basmaktadır. Şiir türünü düz bir yazılan ayıran en önemli ölçüt ise mısra ahenk ve ölçü gibi unsurlarının bulunuyor olmasıdır. Bir şiirde yer alan ölçütleri incelemek gerekirse;

Nazım (Şiir) biçimindeki yazılar "manzum", Nazım bölümlerine "Manzume" denir.

Mısra (Dize) : Bir satırdan oluşan ölçülü ve anlamlı nazım birimidir.

Nazım Birimi : Şiirin oluşmasına katkı sağlayan ve bir arada tutan kümelere nazım birimi denmektedir. Dörtlük, bend, beyit gibi.

Beyit (İkilik) : Genellikle iki dizeden oluşan ve aynı ölçüde olup anlamca bütünlük oluşturan nazım birimi olmaktadır.

Ölçü (Vezin) : Hecelerin ses değerine göre veya dizelerdeki hece miktarına göre uyum içinde olmasına denir.

Hece Ölçüsü : Halk ozanlarının dilinde 'parmak hesabı' olarak geçmektedir. Şiir içerisinde yer alan dizelerdeki hece sayısının eşitliği anlamına gelmektedir. Türk şiir geleneğinin milli ölçüsü olarak kabul edilir. Türkçe dilinin fonetik (ses) yapısına uygun haldedir. Kalınlık, incelik, uzunluk, kısalık gibi ölçütler etkili değildir. Halk edebiyatı ve İslamiyet öncesi sözlü Türk edebiyatında da hece ölçüsü kullanılmıştır. Sıklıkla 7'li, 8'li, ve 11'li kalıplar kullanılmaktadır.

Aruz Ölçüsü : Şiirde bulunan dizilerin hece uzunluğu veya kısalığına göre açık veya kapalı durumuna göre düzenleniş biçimidir. Kısa heceler nokta (.) Uzun heceler çizgi (-) ile simgelenir.

Serbest Ölçü : Bu ölçüm biçiminde şiirdeki hecelerin sayısı veya uzunluğu dikkate alınmadan yapılır.

Zihaf : Şiirde yer alan uzun soluklu heceleri kısa bir şekilde okuma işlemidir.

Konularına Göre Şiir Türleri

Lirik Şiir : Bu şiir türünde duygu ve hisler coşkulu bir dil anlatım biçimi ile sergilenir. Yazılı kaynaklara göre eski Yunan edebiyatında şairler yazacak oldukları şiirlerini Lyra (lir) adını verdikleri bir saz ile söyledikleri açısından bu şiir türlerine lirik ismini vermişlerdir. Dünya edebiyatında en çok konuşulan ve beğenilen türler arasında yer bulmaktadır. Bu tür şiirler insanı okuduğunda yüreğine seslendiren duygulandıran ve heyecanlandıran türler olarak anılmaktadır.

Örnek 1

Yeşil pencerenden bir gül at bana,
Işıklarla dolsun kalbimin içi.
Geldim işte mevsim gibi kapına
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak
Ben aşkımla bahar getirdim sana;
Tozlu yollarından geçtiğim uzak
İklimden şarkılar getirdim sana.

Ahmet Muhip Dranas - Serenad

Örnek 2

Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!
Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda, emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet
Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız, annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!..

Necip Fazıl Kısakürek - Gurbet

Pastoral Şiir : Bu şiir türlerinde üzerinde durulan duygular kır yaşamı ve doğal güzellikleri etrafında gerçekleşir. Pastoral şiirler her türlü gösteriş, söz oyunu ve yapmacık hislerden uzak bir şekilde tarif edilmektedir. Bir diğer adı bukolik şiir (çoban şiiri) olarak anılmaktadır. Pastoral şiir türünün iki farklı biçimi bulunmaktadır.

İdil : Bir çobanın veya ozan'ın kendi ağzından yazılıp kır yaşamının güzel taraflarını anlatan kısa şiirlerdir.

Eglog : Birden fazla çobanın kendi aralarında karşılıklı konuşma yoluyla oluşan kır yaşamı ve aşk üzerine duygu, düşüncelerini anlatan şiirlerdir.

Örnek 1

Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
Bu dağların en eski âşinasıdır soyum,
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,
Her gün aynı pınardan doldurur destimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla...

Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni;
Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.
Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı;
Her adım uyandırır ayrı bir hatırayı:

Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
"Suna"mın başka köye gelin gittiği akşam.

Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla,
Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
-Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
Diye hıçkırır kaval:
Bir çoban parçasısın olmasan bile koyun,
Daima eğeceksin, başkalarına boyun;
Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,
Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an!
Mademki kara bahtın adını koydu: Çoban!

Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
Anlattı uzun uzun.
Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
Nadir duyabildiği taze bir heyecanla...
Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
Bingöl yaylarının mavi dumanlarına,
Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına!

Kemalettin Kamu - Bingöl Çobanları

Örnek 2

Derinden derine ırmaklar ağlar,    
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,    
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar,    
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.    
       
"Göynünü Şirin'in aşkı sarınca    
Yol almış hayatın ufuklarınca,    
O hızla dağları Ferhat yarınca    
Başlamış akmağa çoban çeşmesi..."    
       
O zaman başından aşkındı derdi,    
Mermeri oyardı, taşı delerdi.    
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.    
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.    
       
Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,    
Kerem'in sazına cevap veren bu,    
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...    
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.    
       
Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,    
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,        
Ateşten kızaran bir gül arar da,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,    
       
Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,    
Tarihe karıştı eski sevdalar.    
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,    
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...    

Faruk Nafiz Çamlıbel - Çoban Çeşmesi

Epik Şiir : Yunancada destan anlamına gelen epope kelimesinden türemiştir. Derin izler bırakmış tarihsel olayları ve destanları anlatan şiir türlerine denmektedir. Bu şiirin temaları genellikle kahramanlık, savaş, yiğitlik ve cesaret olmaktadır. Bu şiir türlerinde tarihsel bir gerçeklik yatmaktadır. Okuyucuya coşkulu hisler verdiği gibi lirik özellikler de taşıdığı görülmektedir.

Örnek 1

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir
Arap atlar yakın eyler ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
Belimizde kılıcımız kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet vermiş Fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir

Dadaloğlum yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koç yiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir.

Dadaloğlu - Avşar Elleri

Örnek 2

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle “Bu: Bir Avrupalı!”
Dedirir- yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakîkat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam ;
Atılan her Iağamın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre .

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sîs-i İlâhî o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun’-i beşer ;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun’-i bedî’im, onu çiğnetme” dedi.
Âsım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.

“Bu, taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy - Çanakkale Şehitlerine

Didaktik Şiir : Belli başlı bir konu üzerinden bilgi vermek veya ahlaki bir ders çıkarmak yönünden öğretici yönlerden yazılmış ve duygu yönünden zayıf olan şiir türleridir. Eski Yunan edebiyatında bu türün ilk örneklerini veren yazar 'Hesiodos' olmuştur. Fabl ve manzum hikayeler bu şiir türü grubuna girmektedir.

Örnek 1

Bir dala konmuştu karga cenapları;
Ağzında bir parça peynir vardı.
Sayın tilki kokuyu almış olmalı;
Ona nağme yapmaya başladı:
"Ooooo! Karga cenapları, merhaba!
"Ne kadar güzelsiniz; ne kadar şirinsiniz
"Gözüm kör olsun yalanım varsa
"Tüyleriniz gibiyse sesiniz
"Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın."
Keyfinden aklı başından gitti bay karganın;
Göstermek için güzel sesini
Açınca ağzını düşürdü nevâlesini.
Tilki kapıp onu dedi ki: "Efendiciğim,
Size küçük bir ders vereceğim;
Alıklar olmasa iş kalmaz açıkgözlere;
Böyle bir ders de değer sanırım bir peynire"
Karga şaşkın, mahcup biraz da geç ama
Yemin etti gayrı faka basmayacağına.

Orhan Veli Kanık - Karga ile Tilki

Örnek 2

Kulak ver sözüme, dinle vatandaş
Uyma lâklak edip gülüşenlere.
Seni meşgul eder, işinden eğler,
Karışır tembel perişanlara.

Adım at ileri, geriye bakma,
Bir sağlam iş tut da elden bırakma,
Saçma sapan sözler hep delip takma
Allah’ın yardımı çalışanlara.

Aşık Veysel - Dinle Vatandaş

Örnek 3

Dinle sana bir nasihat edeyim
Hatırdan, gönülden geçici olma
Yiğidin başına bir iş gelince
Anı yad ellere açıcı olma

Mecliste ârif ol kelâmı dinle
El iki söylerse, sen birin söyle
Elinden geldikçe sen eylik eyle
Hatıra dokunup yıkıcı olma

Dokunur hatıra kendisin bilmez
Asilzadelerden hiç kemlik gelmez
Sen eyilik et de o zayi olmaz
Darılıp da başa kakıcı olma

El âriftir, yokla kendi kendini
Dağıdırlar duzağını, fendini
Alçaklarda otur, gözet kendini
Katı yükseklerden uçucu olma

Muradım nasihat bunda söylemek
Size lâyık olan onu dinlemek
Sev seni seveni, zay etme emek
Sevenin sözünden geçici olma

Karac'oğlan söyler sözün, başarır
Aşkın deryasını boydan aşırır
Seni bir mecliste hacil düşürür
Kötülerle konup göçücü olma

Karacaoğlan - Dinle Sana Bir Nasihat Edeyim

Satirik Şiir : Bu şiir türünde anlam yönünden eleştirici bir akış bulunmaktadır. Şiirde geçen olay, durum veya kişiler iğneleyici bir üslupla, alaylı ifadelere yer verilerek eleştirilmektedir. Bu şiir türlerine Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, Yeni dönem edebiyatımızda ise yergi olarak isim bulmuştur.

Örnek 1

Pek rengine aldanma felek eski felektir.

Zira feleğin meşreb-i na-sazı dönektir.

Ya bister-i kemhada ya viranede can ver

Çün bay ü geda hake beraber girecektir

Allah’a sığın şahs-ı halimin gazabından

Zira yumuşak huylu atın çiftesi pekdir.

Yakdı nice canlar o nezaketle tebessüm

Şirin dahi kasd etmesi cana gülerektir.

Bed-asla necabet mi verir hiç üniforma?

Zer-düz palan ursan eşek yine eşekdir.

Bed-maye olan anlaşır meclis-i meyde,

İşret güher-i ademi temyize mihekdir.

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir,

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötekdir.

Na-danlar eder sohbet-i na-danla telezzüz,

Divanelerin hem-demi divane gerektir.

Afv ile mübeşşer midir ashab-ı meratib?

Kanun-i ceza acize mi has demekdir?

Milyonla çalan mesned-i izzetde ser-efraz,

Birkaç guruşu mürtekibin cayı kürekdir.

İman ile din akçedir erbab-ı gınada

Namus u hamiyet sözü kaldı fukarada.

Ziya Paşa - Terkib-i Bend 9

Örnek 2

Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda insan beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermek için insan beğenmez

Elin kapısında karavaş olan
Burunu sümüklü, gözü yaş olan
Bayramdan bayrama bir tıraş olan
Berbere gelir de dükkan beğenmez

Kazak Abdal söyler bu türlü sözü
Yoğurt ayran ile hallolmuş özü
Köyden şehre inse bir köylü kızı
İnci yakut ister mercan beğenmez

Kazak Abdal - Taşlama

Dramatik Şiir : Genellikle tiyatro oyunları türünde kullanılan şiir konularıdır. Eski Yunan edebiyatında sahneye çıkacak oyuncuların kullanacak olduğu sözler şiir biçimine getirilerek ezberletilmesi sağlanılırdı. yapılan bu oluşum dram tiyatro türünün oluşumuna (19.yy.) kadar sürecektir. Bu süreçten sonra tiyatro metinlerinde kullanılan söz biçimi düz yazıyla devam edecektir.

Örnek 1



Halketsem esirlerle leşker
Mahveylesem ordularla asker
Olsa bana hep mülûk çâker;
Cinsince o iktidar münker
Fevkimde uçar tuyûr-u kemter!

Âvâze-i dehr iken tanînim
Gördüm ana değmiyor enînim;
Milletlere karşı âhenînim;
Bir âfete karşı nazenînim.
Afetse de ey ilâh göster!

Bilmem bana ân mı şân mı lâzım?
Gülbün mü ya kehkeşân mı lâzım?
Âguuş-u vefâ-nişân mı lâzım?
Bir pençe-i hun-feşân mı lâzım?
Canan mı güzel cihan mı hoş-ter?

Abdülhak Hamit Tarhan - Halk Etsem

Örnek 2

Âmâlimiz efkârımız ikbâl-i vatandır
Serhadimize kal’a bizim hâk-i bedendir
Osmanlılarız ziynetimiz kanlı kefendir
Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz.

Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda
Can korkusu geçmez ovamızda, dağımızda
Her gûşede bir şir yatar toprağımızda
Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz.

Osmanlı adı her duyana lerze-resândır
Ecdâdımızın heybeti ma'rûf-u cihândır
Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır
Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz.

Top patlasın ateşleri etrafa saçılsın
Cennet kapusu can veren ihvâna açılsın
Dünyada ne bulduk ki ölümden de kaçılsın
Gavgâda şehâdetle bütün kâm alırız biz
Osmanlılarız can verir nâm alırız biz.

Namık Kemal - Vatan Şarkısı
"şiir" için diğer sonuçlar

18 adet sonuç bulundu.

  • Anonim
Cevap yazmak için oturum aç
Paylaş
Editörde kullanabileceğiniz etiketler şu şekildedir;
Kullanım Önizleme
*kalın metin* kalın metin
__eğik metin__ eğik metin
--çizili metin-- çizili metin
> Alıntı
Alıntı
##Başlık##

Başlık

^Site içi arama yap^ Site içi arama yap
Tamam

1
apple podcast yöneticiniz uygunsuz içeriği kapatmış 2 sonuç
2
inşaat filiz nedir 1 sonuç
3
online eğitim Hindistan 1 sonuç
4
Rümeysa ARSLAN 2 sonuç
5
bebek isim önerileri 1 sonuç
Daha fazla göster
Kopyalandı