Sonuçlar Ansiklopedi (1152)
0 Sonuç
SIRALA
  1. En iyi cevaplar
  2. En yeni
Yaz Topluluğa Sor
İlk katkıyı siz yapın. İsminiz tarihe geçsin.
Ansiklopedi
Kıbrıs’ın tarihsel gelişimi ifade edilirken genellikle Kıbrıs Sorunu – Kıbrıs Meselesi şeklinde tanımlanıyor olması, Kıbrıs’la ilgili siyasi, ekonomik açıdan menfaatleri bulunan devletlerin anlaşamamasından ileri gelmektedir. Tarihe bakıldığında Kıbrıs Sorunu 1790’lı yıllara kadar gitmekte ve bunun özünde de Yunanistan yer almaktadır. Yunanistan’ın bu tarihten başlayarak ada ile ilgili projeleri olmuş ve bu projeyi de Megali İdea olarak bilmekteyiz. Buradaki amaç adanın Yunanistan’a bağlanmasıdır. Bunu yaparken de determinasyon yani kendi kaderini tayin etmek ifadesi kullanılmıştır. Bu kavram tek taraflı olarak kullanılmış ve Türklerin bu kavramdan yararlanmamaları istenmiştir. Oysa ki Kıbrıs Türkiye’nin dış politikasını en fazla etkileyen sorunlardan biridir (KILINÇ, 2018, s. 175). Hatta Kıbrıs sadece adada yaşayan Türkler için değil tüm Türklerin davası haline gelmiştir. Kıbrıs’la ilgili devam eden süreç her dönem için uzun zaman almış çünkü Kıbrıs üzerinde çıkarı bulunan devletlerin çok oluşu sorun için yapılan görüşmeleri de uzatmıştır (KILINÇ, 2018, s. 176). Kıbrıs sorununda tarafların çok olması nedeniyle çözümün de sağlanamamış olması gayet olası bir durumdur. Adadaki Türkler ve Rumlar haricinde, Yunanistan, Türkiye, İngiltere, ABD ve AB ülkeleri de bu soruna dahil olmuşlardır. Son zamanlarda ise Akdeniz’in güneyindeki ülkeler (İsrail) ekonomik, coğrafi konum, petrol ve doğalgaz gibi etkenlerle ada sorununa ortak olmuştur (VATANSEVER, 2010, s. 1487).
1950 – 1983 Tarihlerinde Kıbrıs Meselesi
Kıbrıs’ta yaşayan Rumların, Yunanistan ile geçmişe dayanan bir akrabalığı söz konusudur. Ancak Kıbrıslı Rumlar kendi aralarında bir ulus oluşturup dil, kültür ve psikolojik açıdan Yunanlılardan farklı özellikler göstermişlerdir. Kıbrıslı Türkler ise 1950’ler öncesinde ulusal bir azınlıktı ve Rum toplumu içinde hızlı şekilde özümsenmişlerdi. 1950’lere gelindiğinde durumlar değişik bir hal almaya başlamış, adanın elden gideceği telaşıyla Türkler arasında ulusçuluk yayılmaya, Rumlara karşı düşmanlık aşılanmaya başlanmıştı (GİRNELİ, ENGİN, 1980, s. 25). 21 Kasım 1949’da Rumlar, Birleşmiş Milletlere enosis doğrultusunda başvuruda bulunmuş bunun ardından Yunanistan’a verilmesi için çalışmalara girişmişlerdir. Kıbrıs Türkleri de bu gelişmeleri protesto etmek ve adanın Türkiye’ye verilmesini sağlamak amaçlı iki büyük miting düzenlemiş bu da Anadolu da düzenlenen Kıbrıs Mitinglerinin önünü açmıştır.Yunan hükümeti 1954’te Kıbrıs meselesini Birleşmiş Milletlere taşımış, bu olay adadaki taşkınlıkları artırmıştır. Birleşmiş Milletler Yunanistan’ın bu teklifini Genel Kurul’da görüşmeyi kabul etmiş, Türkiye ise Kıbrıs’ın asla Yunanlara verilmeyeceğini söyleyip büyük tepki göstermiştir. Birleşmiş Milletler Yunanistan’ın self determinasyon teklifini reddedince adada EOKA (terör örgütü) eylemleri başlamış, EOKA’ nın faaliyetleri de artınca İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’yi Kıbrıs sorununu görüşmek üzere Londra’ya çağırmıştır (GÜLER, 2004, s. 104). 26 Ağustos 1955’te yapılan görüşmede öncelikle İngiltere Dış İşleri Bakanı Macmillan adanın tümünün İngiltere’de kalmasını teklif etmiş, Yunanistan Dış İşleri Bakanı Stefanopulos ise adaya self determinasyon hakkının tanınmasının gerekli olduğunu bildirmiştir. Türkiye’nin Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu adanın coğrafi yakınlığı, Kıbrıs Türklerinin varlığı, adanın Türkiye için tarihi, ekonomik ve kültürel önemi, stratejik konumunu açıklayıp ada hakkındaki görüşlerini belirtmiştir. Türkiye’nin ada için yeni politikası mevcut olan statükodan memnun olduğudur ancak bir değişiklik yapılacaksa şayet adanın Türkiye’ye yani eski sahibine verilmesi en isabetli karardır. 6 Eylül’de İngiltere, Kıbrıs’ın kendini yönetebilecek aşamaya geldiğini bildirmiş Yunanistan ve Türkiye bu görüşe katılmayınca konferans çıkmaza girmiş ve netice alınamadan dağılmıştır (GÜLER, 2004, s. 105).
Tüm bu gelişmelerden sonra 1958 yılında adadaki Türk – Rum çatışmasının yaygınlaşmasıyla taraftar devletler bir araya getirilip 11 Şubat 1959’da Zürih Antlaşması ve Londra Antlaşması imzalanmış, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasına karar verilmiştir. 16 Ağustos 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti resmen kurulmuştur (VATANSEVER, 2010, s. 1499). Bu süreçte Cumhurbaşkanı yardımcısı Fazıl Küçük ve Türk Cemaat Başkanı Rauf Denktaş’ ın Kıbrıs Türklerini koruma mücadeleleri de unutulmayacak kadar değerlidir. Yaşanan bu olumlu gelişmeler Rumları rahatsız ediyor, 1963’te Makarios’ un anayasanın 13. Maddesini değiştirme teklifi de Türkiye tarafından reddedilince Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sonu yaklaşıyordu. Daha sonra Rumlar Türklere karşı silahlı saldırıda bulunmaya başlamışlar ve adadaki birçok Türk bunlara daha fazla dayanamayıp göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu süreçte Kıbrıslı Türklerin Türkiye’ye göç etmelerine hiçbir kolaylık sağlanmamıştır çünkü bu yardım hamlesi milli davadan pes etme anlamına gelecekti (KILINÇ, 2018, s. 179). 1960’lı yıllarda Kıbrıs adasında Rum terörü kesintisiz olarak devam etmiş ne yapılan görüşmeler ne de imzalanan antlaşmalar veyahut adaya gelen Barış Gücü bu terörü bir türlü engelleyememişti. EOKA militanlarına karşı Türkler ellerindeki silahlarla mücadeleye giriyor bu mücadeleler sonucunda da birçok Türk evladı şehir düşüyordu. Rum saldırılarına karşı Türkler başarılı olunca Yunan subayı Grivas adaya gelerek saldırı planları yapmıştır. Rum militanlarının saldırıları bir türlü durmayınca Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçaklar tarafından uçuş gerçekleştirilmiş ve Kıbrıslı Rumların birçoğu öldürülmüştür. Birleşmiş Milletler saldırıları durdurmak için ateşkes önerisinde bulunmuş, Makarios kabul etmiştir (YILDIZ, 2017, s. 93). Kıbrıs adasında Rumlar Yunanistan’dan yardım sağlarken adadaki Türklere de Türkiye’den yardım gelmiştir. 1965’te Kıbrıs meselesiyle ilgili dış güçlere şu mesaj verilmiştir: “Kıbrıs sorununda Türk milleti sabırlı olup, tahammülü bittiğinde ise Türkleri hiçbir kuvvet durduramayacaktır.” Rumlar amaçlarına ulaşmak için saldırılara devam etmiş, 1967’de iki Türk köyü olan Boğaziçi ve Geçitkale acımasızca katliama uğramıştır. Türkiye bu durum karşısında müdahale kararı almış Rumlar bunu duyunca köyleri terk edip kaçmışlardır. 15 Temmuz 1974’te Yunanistan ile ada yönetimi Makarios arasında anlaşmazlık çıkmış ve Makarios görevden alınmıştır. 25 – 30 Temmuz tarihlerinde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında Cenevre görüşmeleri yapılmış adanın geleceği hakkında kararlar alınmaya çalışılmıştır. Cenevre görüşmelerinin yapıldığı bu dönem Soğuk Savaş Dönemi olarak nitelendirilmiştir. Bu üç devlet arasında gerçekleşen görüşmeler sonucunda Cenevre antlaşması yapılmış, devletler kendi menfaatlerini gözeterek ortak karara varmaya çalışmıştır. Tabi bu süreçte Türkler Rum işgallerine karşı önlem almaya devam etmiştir. Görüşmeler 12 Ağustos’a kadar sürmüş, Rumların geri çekilme kararı almaması ve devletleri oyalaması sebebiyle görüşmeler olumsuz sonuçlanmıştır. Türkler de adanın bu sürecinde adaya müdahale etmişlerdir. 1974’te dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in “Ayşe tatile çıksın” emriyle Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleştirilmiş, harekat sırasında 498 askerimiz şehit olmuş 16 bin Türk de köylerini terk etmek zorunda kalmışlardır. 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti kurulmuştur. 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurulmuştur. KKTC’yi tanıyan tek devlet Türkiye olmuştur (KILINÇ, 2018, s. 180). Bu durum Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar tarafından kabul edilemez olarak nitelendirilmiş Yunanistan 1983’te Türkiye’ ye protesto notası vermiştir. İngiltere’de KKTC’nin kuruluşunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine taşımış, Güvenlik Konseyi 18 Kasım 1983 tarihli 541 sayılı kararında KKTC’yi tanımalarını tüm devletlerden istemiştir (VATANSEVER, 2010, s. 1518). Yunanistan Başbakanı Andreas Papandreu garantör devlet olarak gereken önlemleri aldıklarını bildirmişlerdir. Bu dönemde varlığını devam ettiren Sovyetler Birliği de KKTC’nin kuruluşuna önceleri tepkisiz kalmıştır, Moskova basını ise KKTC’nin kurulduğu haberini yorum yapmadan vermiştir. Türkiye ve bilhassa TBMM, KKTC’nin kurulduğuna dair memnuniyetlerini bildirmişler, daima yanlarında yer alacaklarını ve gereken yardımların yapılacağını iletmişlerdir (YILDIZ, 2017, s. 187). KKTC yasal bir Cumhuriyet olmasına rağmen Rumların olumsuz tutumundan dolayı toplumlar arası görüşmelerde adayla ilgili olumlu kararlar alınamamaktadır (KILINÇ, 2018, s. 180).
Kaynakça
Kılınç Mustafa, “Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi (1950 - 1983)”, Turkısh Studies, C. 13, S. 16, 2018, s. 175 – 180.
Vatansever Müge, “Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 12, 2010, 1487 – 1518.
Girneli Yıldırım, Engin Emine, Kıbrıs Sorunu, İşçinin Sesi Yayınları, 1980, s. 25.
Güler Yavuz, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna Kadar Kıbrıs Meselesi”, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, C. 5, S. 1, 2004, s. 105.
Yıldız Sebile, “1950 – 1983 Yılları Arasında Kıbrıs Sorunu ve TBMM’deki Yankıları”, Tarih Anabilim Dalı Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Yüksek Lisans Tezi, 2017, s. 93 – 187.
  • Anonim
Cevap yazmak için oturum aç
Paylaş
Editörde kullanabileceğiniz etiketler şu şekildedir;
Kullanım Önizleme
*kalın metin* kalın metin
__eğik metin__ eğik metin
--çizili metin-- çizili metin
> Alıntı
Alıntı
##Başlık##

Başlık

^Site içi arama yap^ Site içi arama yap
Tamam

1
apple podcast yöneticiniz uygunsuz içeriği kapatmış 2 sonuç
2
inşaat filiz nedir 1 sonuç
3
online eğitim Hindistan 1 sonuç
4
Rümeysa ARSLAN 2 sonuç
5
bebek isim önerileri 1 sonuç
Daha fazla göster
Kopyalandı